HAK’SIZIM

                                                                               
ZAM’AN, hani kendini programlamasa yeni bir varoluşa, ZAM’lanmamış haliyle belki de AN’da kalmak mümkün olacaktı İNS’AN oğlu için…
Ya Ansızın  sevdalara yenik düşerek kırıldı kalbimiz ya da AN’da yaşananlara değer vermeyi öğrenemedi. Her ne olduysa olan da hayır var dendi, bazen de nasip. Kaybetmekle kaybı, bilinmeyenle gaybı yaşayan zihinler her iki denklemin çoraklığında sevda çöllerinde susuz serabı seyrederken, gözyaşlarının her damlasıyla yaşamda kalma mücadelesi verdi.
Yanan yürekleri hangi sözün deryası ferahlatacaktı ki. Hangi mana bir çift gözde görülen AŞK’ı anlatmaya güç yetirebilecekti. Ya da yaşanılan bu gerçekleri hangi dil doğru anlatabilecekti.
Şimdiye kadar kim bilir kaç yürek aşk ile yandı. Her yanışla küle dönen beden de her defasında sözler verdik kendimize…
Bir daha asla AŞIK olmayacaktık. Sevmeyecektik sevmeyi bilmeyen kalpleri. Aşk acı demekti, bedeni bedende çürütmekti, öldürmekti,yok etmekti. İstedik ki tek bir beden olalım. Bedeni teke indirdiğimizde o teklik aitlik duygusunu tetikledi. Ardından bencilliği. Ardından kıskançlığı.Ve  ardından ayrılığı…
Belli ve standart bir periyot da süregelen bu zincirlerin birbirini nasıl takip ettiğini hep sonradan anladık. İş işten geçtikten sonra. İçimizde ki bencilliğimizi öldürmektense karşımızda ki kişiyi öldürmek her zaman prensibimiz oldu. Öyle ya kim HAKSIZ olmayı göze alabilirdi ki?
Her insan haklı olma çabası güder. Bir hata yaptığımız da bile suçlanıldığımız ilk cümlede savunmaya geçeriz.
‘’Yaptım ama şundan dolayı’’ AMA ya da FAKAT içeren cümlelerimiz bizim korunma kalkanımız olur her daim. Hatta öyle zamanlar olur ki bu kelimelerle karşımızda ki kişiyi bir anda suçlu ilan edebilmemiz bile mümkün. Kelimeleri ustaca kullanan biri için tanıdığı birini alt etmek çok basittir. En zayıf yönlerimizi daima bizi en iyi tanıyanlar bilir. Hep bu yüzdendir zaten GÜVENSİZLİK içinde bir ömür tüketmemiz.
İnsan metabolizması kendini haklı hissettiği anda rahatlar. Haksızlık ise vicdanı olan birine ağır gelir. Vicdan ise aslında her kalbin bildiği bir duygudur. Bizler henüz bir çok şeyin açıklanamadığı ve netlik kazanamadığı bu alemde doğuştan gelen BİLİŞ halimizin yoksunluğuyla bir hayat sürmekteyiz.
Tüm bu arayışlarımızın altında yatan ana neden de budur…
Bilinçaltınız okuduklarınızı  nasıl algılarsa algılasın,içinizde ki arayış kendi gerçekliğinizin okyanusunda sizi derinlere daldıracaktır. Sorgulamak, insan zihninin yapısı gereğidir. İnanç halini alana kadar her insan sorgular. Zihin inancı son olarak algılar. Ta ki inancınızı zedeleyecek bir virüs ortaya çıkana kadar. Tam teslimiyet dediğimiz hal tüm bu sorgulamalardan kurtulup gerçek güveni oluşturduğumuz anda devreye girer. ‘
’Her olanda bir hayır vardır’’ dediğimiz de artık olana teslim olmuşuzdur.
Bilinmeyen dediğimiz her şeyin bilinir olması, bilindik olduğu ana kadardır. Bilindik olduğu anda sıradanlaşmaya başlar. Bilinmeyen halinde ise gizem vardır, sorular vardır, merak vardır, sırlar vardır. Sır kendini, siz onu alana kadar saklar. Tıpkı hayatımız da elde etmek istediklerimiz gibi. Elde edene kadar gözümüz de büyütür değer veririz. Elde ettikten sonra alışmaya tüketmeye, verdiğimiz değeri sıradanlaştırmaya başlarız. Asıl sır,  tam da oradadır. Kime ne için, neden, ne kadar değer verdiğinizi bir düşünün. Sevdiğiniz kişi sevdiğiniz oldukça ne yaparsınız? Nasıl davranırsınız? Ve sebebi nedir?
Çünkü o kişi ya da kişilere bir anlam yüklediniz. Başkasının gözünde belki de sıradan olan kişi sizin için farklı hale geldi. Enerjisel olarak elektrik aldım dersiniz.  Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır. Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır.  Siz, size benzeyen, siz de olan benzerinizi kendi alanınıza yakın hissettiğiniz için ona tüm manaları da yüklersiniz.
Sonra bunun adı AŞK olur SEVGİ olur İLGİ olur ETKİ olur DOST olur..…
 “Zaman hiç de göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur.”
Der Albert Einstein.
Sadece tek bir zamanı algılayan beynimize bunu kabul ettirmek zor olsa da, gerçeğin vakti geldiğinde ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır…
AN’a kattığımız ZAM’lar olmasaydı belki de ZAM’AN dediğimiz döngüde şimdiyi yaşamak daha kolay olacaktı. Durmadan  geçmişi düşünüp kaygılanan ve  geleceği düşünüp endişe duyan bir hayatı kendimize zehir etmiş olmayacaktık.
Nereye gidersek gidelim zihnimiz de bizimle olduğu ve bu duyguları ürettiği sürece AN’I yaşamanın hazzına ulaşmak mümkün olmayacak ve bizler yaşayamadığımız mutluluğa bahaneler üreterek başkalarını suçlamaya devam edeceğiz.
Pek tabi ardından haklılık ve haksızlık durumları ortaya çıkacak…
Kendimizi rahatlatmak için de ‘’haklıyım’’ düşüncesinin şemsiyesi altında korunma sağlayacağız, merhamet yağmurlarında ıslanmayı reddederek…
Oysa HAK’SIZIM diyebilmekte marifet. Kalpte oluşan o SIZIYI fark edebilmekte. HAK ile yani Yaradan ile bağınızın koptuğunu idrak edebilmekte. Bu düşünce sizİ zaten tekrar HAKKA bağlayacak ve gerekli önlemleri almanıza katkı sağlayacaktır. 
Ve,
Her düşüncenin oluşturduğu bir frekansın olduğunu düşünürsek, olumlu düşüncelerin inançla birleştiği ve duygularla bütünleştiği alanda, mutlaka muhteşem sonuçlar yaratacak HAK ettiğiniz mutluluğu size sunacaktır.
Hak’sız olmamaya dikkat edin…
Ancak olmuşsanız da,
HAK, SIZINIZ olsun…
Ve vicdanınızı tutuştursun…
HAK’SIZIM demekten korkmayın…Vicdanınızı ateşleyememekten korkun...
Hülya Karaca 
 

Yorumlar()
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
AnketAnket



Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber